19. Konut
ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin dava yoluyla sona erdirilmesinde
kiraya verenden kaynaklı sebepler nelerdir?
a.Gereksinim, b.yeniden inşaa ve imar ve c.yeni malikin gereksinimi
olarak özetlenebilir.
Dava yolu ile sona erme sebepleri (TBK m.350 vd.) :
Kiraya verenin veya yeni malikin kiralanana gereksinim duyması, kiralananın
yeniden imar ve inşası, kiracının kira
parasını ödememesi nedeniyle temerrüdü,
sözleşmenin yapılmasından sonra kiracı tarafından kiraya verene verilmiş olan
tahliye taahhüdü ve kiracının aynı ilçe içinde oturmaya elverişli konutunun
bulunmasıdır. Eren, s.419.
“Kiraya
veren, kira sözleşmesini;
1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu
diğer kişiler için konut ya
da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,
2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı
onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu işler sırasında
kiralananın kullanımı imkânsız ise,
belirli süreli sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel
hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere
uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde
açacağı dava ile sona
erdirebilir. (m.350)
“6098 sayılı
Kanun’un 350. maddesi uyarınca, belirli süreli konut ve çatılı iş yeri kira
sözleşmelerinde sürenin sonunda , belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya
ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen
sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak açılacak olan ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarında, dava
şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusunun; tahliye davası açma hakkının
doğumundan sonra diğer bir anlatımla dava açma
süresi içerisinde yapılması gerektiğine, Bursa Bölge Adliye
Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Dairesince
verilen kesin nitelikteki kararlar arasındaki görüş ve uygulama uyuşmazlığının
bu şekilde giderilmesine,” (BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ KARARLARI ARASINDAKİ UYUŞMAZLIĞIN
GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR) Y. 3. HD., E. 2025/1495 K. 2025/3048 T. 26.5.2025
“I. BAŞVURU Avukat ...’ün 13.01.2015 tarihli başvurusunda; Bursa Bölge
Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk
Dairesinin kararları arasında, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı
Kanun) 350. maddesine göre; belirli süreli kira sözleşmelerinden kaynaklanan
ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarında, dava şartı olan zorunlu arabuluculuk
başvurusunun dava açma süresinden önce yapılıp yapılamayacağına ilişkin
uyuşmazlık bulunduğunu belirterek, söz konusu uyuşmazlığın giderilmesini talep
etmiştir. II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 24.02.2025
tarihli ve 2025/3 E., 2025/8 K. sayılı kararıyla; “Arabuluculuk, özel hukuk uyuşmazlıklarını
çözümünde tarafların iradesiyle işleyen alternatif bir çözüm yöntemidir. Bu
süreç, dava açmadan önce veya dava açıldıktan sonra başvurulabilecek bir yol
olarak kullanılabilir. Arabuluculuğun temel işlevi, mahkemelerin iş yükünü
hafifletmektir. Ayrıca uyuşmazlıkların barışçıl, hızlı ve kesin bir şekilde
çözümlenmesini amaçlar. Arabuluculuk zorunlu ve ihtiyari olmak üzere iki
kategoriye ayrılmıştır. Zorunlu arabuluculuk, bir dava şartıdır ve dava
açılmadan önce arabuluculuk sürecinin tamamlanması gereklidir. Aksi takdirde
dava usulden reddedilir. Ticari davalar, işe iade davaları ve kira ilişkisinden
kaynaklanan davalar zorunlu arabuluculuk şartının arandığı davalardır. 5 Nisan
2023 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7445 sayılı İcra İflas Kanunu ile Bazı
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 37. maddesi ile kira tespit ve
tahliye davaları için zorunlu arabuluculuk şartı getirilmiştir. Bu düzenleme
ile birlikte 1 Eylül 2023 tarihinden sonra açılacak olan kira tespit ve tahliye
davalarında, öncelikle arabuluculuk başvurusu yapılması zorunlu hale
getirilmiştir. Ancak, uygulamanın yürürlüğe girdiği 1 Eylül 2023 tarihinden
önce açılan kira tespit ve tahliye istemli davalarda, arabuluculuk yoluna
başvurma zorunluluğu bulunmamaktadır. Uyuşmazlığa konu BAM Daire kararlarında
uyuşmazlık, kira davalarında dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusunun,
dava açma süresi gelmeden önce yapılıp yapılamayacağı, dava açma hakkı Sayfa
1/7 doğduktan sonra arabuluculuk başvurusunun yapılmasının zorunlu olup
olmadığı noktasındadır. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin
2024/3188-2024/3486 E-K. sayılı kararında; ihtiyaç nedeniyle tahliye davası
açmak isteyen kiraya verenin yeni dönem başladıktan sonra bir ay içerisinde
arabuluculuk bürosuna başvurması ve son tutanağın düzenlenmesinden itibaren
arabuluculuk bürosuna başvuru ile durmuş olan dava süresi kaldığı yerden devam
edeceğinden, bir aylık dava süresinden kalan süre içerisinde davasını açması
gerektiği, somut olayda ise kira sözleşmesinin tarihi 01.01.2020 tarihi
olduğuna göre, yeni dönemin 01.01.2024 tarihinde başlayacağı, davacının
arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinin 10.12.2023 tarihi olduğu ve anlaşamama
tutanağının da 27.12.2023 tarihinde düzenlendiği, bu durumda arabuluculuk
bürosuna başvuru tarihinin dava açma süresinin başladığı 01.01.2024 tarihinden
önce olduğu, dava açma süresi başlamadan önce arabuluculuk bürosuna
başvurulması halinde usulüne uygun bir şekilde arabuluculuk sürecinin
işleyeceğinden ve zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine geldiğinden
bahsedilemeyeceği gerekçesiyle, mahkemece usulüne uygun zorunlu arabuluculuk
dava şartı yerine gelmediğinden davanın usulden reddine karar verilmesi
gerektiğinden, istinaf başvurusu kabul edilerek İlk Derece Mahkemesi kararının
kaldırılmasına karar verilirken, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk
Dairesinin 2024/1098 E-2024/847 sayılı kararında; İlk Derece Mahkemesinin
"davacının dava açma hakkının 16.09.2023 tarihinde doğmuş olacağı, dava
şartı olan arabuluculuğa da (doğmamış bir hakkın kullanılması söz konusu
olamayacağından) en erken bu tarihte başvurabileceği anlaşılmakla, henüz dava
açma süresi başlamadan (16.09.2023 tarihinden) önce süresinde olmayacak şekilde
05.09.2023 tarihinde süresi yönünden usulsüz yapılan arabuluculuk başvurusunun,
6325 sayılı Arabuluculuk Kanunun 18-B/1 maddesi anlamında arabuluculuk dava
şartını gerçekleştirdiğinin kabulü mümkün görülmeyerek,...." şeklindeki
gerekçe ile verdiği kararın, kanunda dava açma hakkı doğduktan sonra ve dava
açma süresi içerisinde arabuluculuğa başvurulacağına ilişkin herhangi bir
ibarenin bulunmadığı, Mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesi
gerekirken, yazılı olduğu şekilde davanın usulden reddine karar verilmesinin
hatalı olduğu gerekçesiyle kaldırılmasına karar verilmiştir. Dava şartı
arabuluculuk süreci işlemlerinden önce başlatılan arabuluculuk işlemlerinin
ihtiyari arabuluculuk işlemleri olabileceği, bu arabuluculuğun ise dava şartı
arabuluculuğa ikame edilip edilmeyeceği noktasında görüş ayrılığı meydana
gelmiştir. Bu haliyle her iki BAM kararı arasında arabuluculuğa başvuru
yapılması için dava açma hakkının doğmasının gerekip gerekmediği yönünde
uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmıştır. Nitekim kiralananın tahliyesi istemiyle
açılan davaların 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na
göre, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı haline
getirildiği, ancak kanunda dava açma hakkı doğduktan sonra ve dava açma süresi
içerisinde arabuluculuğa başvurulacağına ilişkin herhangi bir ibarenin
bulunmadığı, bu nedenle kararlar arasındaki uyuşmazlığın İstanbul BAM 55. Hukuk
Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesi yönünde çoğunluk görüşü hakim
olmuştur. ” denilerek, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ile
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlığın
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesi kararı doğrultusunda
giderilmesi yönündeki görüşüyle, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri
ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un
35. maddesi uyarınca uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir. III.
UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR A. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi
4. Hukuk Dairesinin 26.12.2024 tarihli ve 2024/3188 E., 2024/3486 K. sayılı
kararı 3. HD., E. 2025/1495 K. 2025/3048 T. 26.5.2025 Sayfa 2/7 Bursa 6. Sulh
Hukuk Mahkemesinin 25.06.2024 tarihli ve 2024/37 E., 2024/956 K. sayılı
dosyasında; davacı kiraya verenin, davalının 01.01.2024 başlangıç tarihli ve 1
yıl süreli kiracı olduğunu, annesinin konut ihtiyacı nedeniyle kiralananın
tahliye edilmesinin davalıya bildirildiğini, davalının olumsuz cevap vermesi
üzerine 10.12.2013 tarihinde arabuluculuk bürosuna başvurulduğunu, anlaşma
sağlanamadığını ve 27.12.2023 tarihinde arabuluculuk son tutanağı
düzenlendiğini ileri sürerek; ihtiyaç nedeniyle kiralananın tahliyesine karar
verilmesinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince, davacının üst soyu olan
annesi için konutu kullanma zorunluluğunun samimi ve gerçek olduğu gerekçesiyle
davanın kabulü ile kiralananın tahliyesine karar verildiği, davalının istinaf
yoluna başvurması üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin
yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; “... taraflar arasındaki kira
akdinin 01.01.2020 başlangıç tarihli ve 1 yıllık olduğu görülmektedir. Buna
göre ihtiyaç nedeniyle tahliye davasının yeni dönem başlangıcı olan 01.01.2024
tarihinden itibaren bir ay içerisinde açılması gerekir. Ancak, üstte
açıklandığı üzere kira sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklar 6325 Sayılı
Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na 7445 sayılı Kanunla eklenen 18/B
maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk kapsamına alınmış ve arabuluculuğun dava
şartı olduğu düzenlenmiştir. O halde, arabuluculuğun dava şartı olduğu
durumlarda dava şartının yerine geldiğinin kabulü için arabuluculuğa hangi
tarihte başvurulması gerektiği değerlendirilmelidir. Şöyle ki; Türk Borçlar
Kanunu'nun 350. maddesi uyarınca ihtiyaç nedeniyle tahliye davasının belirli
süreli sözleşmelerde sürenin sonunda bir ay içinde açılması gerekir. Dava açma
süresi kamu düzenindendir. Nitekim Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2015/8286 Esas,
2016/3259 Karar sayılı kararında bu husus "Davanın yıldan yıla uzayan kira
sözleşmesinin süre sonu olan (...) tarihinden sonra dava açılması gerekirken
süre sonu beklenmeden erken dava açılmıştır. Dava açma süresi kamu düzenine ilişkin
olup, davalı tarafından ileri sürülmese bile mahkemece kendiliğinden göz önünde
bulundurulmalıdır. Açılan davanın süresinden önce açılmış olması nedeniyle
davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece işin esasının incelenerek
kiralananın tahliyesine karar verilmiş olması doğru değildir." şeklinde
açıklanmıştır. Öte yandan, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk
Kanunu'nun 18/A maddesinin 15. bendinde "Arabuluculuk bürosuna
başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede
zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez." düzenlemesine yer
verilmiştir. Bu durumda ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açmak isteyen kiraya
verenin yeni dönem başladıktan sonra bir ay içerisinde arabuluculuk bürosuna
başvurması ve son tutanağın düzenlenmesinden itibaren arabuluculuk bürosuna
başvuru ile durmuş olan dava süresi kaldığı yerden devam edeceğinden, bir aylık
dava süresinden kalan süre içerisinde davasını açması gerektiği
anlaşılmaktadır. Somut olayda ise kira sözleşmesinin tarihi 01.01.2020 tarihi
olduğuna göre, yeni dönem 01.01.2024 tarihinde başlayacaktır. Davacının
arabuluculuk bürosuna başvuru tarihinin 10.12.2023 tarihi olduğu ve anlaşamama
tutanağının da 27.12.2023 tarihinde düzenlendiği görülmektedir. Bu durumda
arabuluculuk bürosuna başvuru tarihi dava açma süresinin başladığı 01.01.2024
tarihinden öncedir. Dava açma süresinin emredici hukuk kurallarına göre
düzenlendiği ve kamu düzeninden olduğu durumda dava açma süresi başlamadan önce
arabuluculuk bürosuna başvurulması halinde usulüne uygun bir şekilde
arabuluculuk sürecinin işletildiği ve zorunlu arabuluculuk dava şartının yerine
geldiği söylenemez. Somut olayda; dava 08.01.2024 tarihinde açılmış olup, dava
tarihi yeni dönem başlangıcından itibaren bir ay içinde ise de, dava açma
süresi başlamadan arabuluculuk bürosuna başvurulduğundan, henüz dava açma
süresi başlamadan yapılan başvurunun dava şartını karşılamadığı kabul
edilmelidir. Buna göre mahkemece usulüne uygun zorunlu arabuluculuk dava şartı
yerine gelmediğinden davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken
kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. ” gerekçesiyle; başvurunun kabulüne,
İlk Derece Mahkemesi Kararının kaldırılmasına, yeniden davanın usulden reddine
kesin olarak karar verilmiştir. B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk
Dairesinin 27.03.2024 tarihli ve 2024/1098 E., 2024/847 K. sayılı Kararı
İstanbul Anadolu 26. Sulh Hukuk Mahkemesinin 31.01.2024 tarihli ve 2023/1311
E., 2024/219 K. sayılı dosyasında; davacı kiraya verenin, davalının 15.09.2016
başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesi ile kiracı olduğunu, 2020
yılında kira sözleşmesinin yenilendiğini, kiralanana kızının evlenecek olması
nedeniyle ihtiyacı nedeniyle olduğunu, davalıya 17.07.2023 tarihli ihtarname
ile konut ihtiyacı nedeniyle kiralananın tahliye edilmesinin ihtar edildiğini,
arabuluculuk bürosuna başvurduğu halde uzlaşma sağlanamadığını ileri sürerek,
ihtiyaç nedeniyle kiralananın tahliyesine karar verilmesinin talep edildiği,
İlk Derece Mahkemesince; “Davacının ihtiyaç nedenine dayalı olarak, 15.09.2020
başlangıç tarihli bir yıl süreli kira sözleşmesi ile dava konusu taşınmazda
ikamet eden davalının tahliyesi amacı ile 05.09.2023 tarihinde arabulucuya
başvurduğu, arabuluculuk sürecinin 15.09.2023 tarihinde sona erdiği ve
25.09.2023 tarihinde tahliye davası açtığı anlaşılsa da; Taraflar arasındaki
kira sözleşmesinin başlangıç tarihinin 15.09.2020 olduğu, TBK'nın 350.
maddesine göre ihtiyaç nedenli tahliye davalarının kira dönemi sonunu takip
eden bir ay içerisinde, yeni kira döneminin başlangıcının en az bir ay
öncesinde ihtar edilmiş olması halinde kira döneminin sonuna kadar
açılabileceği yönündeki düzenlemesi ve kira uyuşmazlıklarında arabulucuya
başvurmayı dava şartı olarak düzenleyen 6325 Sayılı Kanunun ''Aşağıdaki
uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava
şartıdır..'' şeklindeki 18/B-(1) maddesi birlikte değerlendirildiğinde,
davacının dava açma hakkının 16.09.2023 tarihinde doğmuş olacağı, dava şartı
olan arabuluculuğa da (doğmamış bir hakkın kullanılması söz konusu
olamayacağından) en erken bu tarihte başvurabileceği anlaşılmakla, henüz dava
açma süresi başlamadan (16.09.2023 tarihinden) önce süresinde olmayacak şekilde
05.09.2023 tarihinde süresi yönünden usulsüz yapılan arabuluculuk başvurusunun,
6325 sayılı Arabuluculuk Kanunun 18-B/1 maddesi anlamında arabuluculuk dava
şartını gerçekleştirdiğinin kabulü mümkün görülmeyerek” gerekçesiyle davanın
usulden reddine karar verildiği, davacının istinaf yoluna başvurması üzerine
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 55. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayılı
belirtilen kararıyla; “davacının, kiralanın tahliyesi istemiyle açmış olduğu
davanın 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na 7445 sayılı
Kanunla eklenen 18/B maddesine göre zorunlu arabuluculuğa tabi davalardan
olduğu, davanın kanunun yürürlük tarihi olan 01.09.2023'den sonra açılması
nedeniyle anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu
tarafından onaylanmış bir örneğinin dava dilekçesine eklenmesi gerektiği,
davacının dava dilekçesine anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağı dava
açarken eklediği, 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na
göre, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı haline
getirildiği, kanunda, dava açma hakkı doğduktan sonra ve dava açma süresi
içerisinde arabuluculuğa başvurulacağına ilişkin herhangi bir ibarenin
bulunmadığı, mahkemece işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken,
yazılı olduğu şekilde davanın usulden reddine karar verilmesinin hatalı olduğu,
istinaf sebeplerinin yerinde olduğu'” gerekçesiyle; başvurunun kabulüne, İlk
Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yargılamanın eksikler tamamlanarak
devamı için dosyanın İlk Derece Mahkemesine iadesine, kesin olarak karar
verilmiştir.
IV. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE
Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairelerinin yukarıda açıklanan kesin
nitelikteki kararları arasındaki uyuşmazlık; 6098 sayılı Kanunun 350. maddesi
uyarınca açılan tahliye davalarında, dava şartı olan arabuluculuk başvurusunun,
davanın açılması için kanunda öngörülen süreden önce yapılıp yapılamayacağı
noktasında toplanmaktadır. 6098 sayılı Kanun’un 350. maddesinde; “ Kiraya
veren, kira sözleşmesini; 1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya
kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya da işyeri
gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, 2. Kiralananın yeniden inşası
veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli
ve bu işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise, belirli süreli
sözleşmelerde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin
genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere
uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona
erdirebilir.” ; 353. maddesinde; “Kiraya veren, en geç davanın açılması için
öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse, dava açma
süresi bir kira yılı için uzamış sayılır.”; 6235 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında
Arabuluculuk Kanunu’nun (6235 sayılı Kanun) “dava şartı olarak arabulucuk”
başlıklı 18/A maddesinin 2. bendinde; “Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda
anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından
onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa
uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre
içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden
reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine
getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın
usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının
anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı
yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir. ”; 01.09.2023 tarihinde
yürürlüğe giren aynı Kanunun 18/B maddesinde; “(1) Aşağıdaki uyuşmazlıklarda,
dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır: a) Kiralanan
taşınmazların 2004 sayılı Kanuna göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin
hükümler hariç olmak üzere, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar. ”
düzenlemeleri yer almaktadır. Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin
kullanılmasını veya kullanılmasıyla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya
bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi
üstlendiği sözleşmedir. Kira sözleşmeleri sürekli borç doğuran sözleşmelerden
olup, 6098 sayılı Kanunda; adi kira, konut ve çatılı işyeri kiraları ve ürün
kirası olarak üç bölüm halinde düzenlemiştir. Genel olarak kanuni
düzenlemelerde, kira türlerine göre farklılık göstermekle beraber kiracı zayıf
taraf kabul edilerek kiraya veren karşısında korunmuştur. Kiracının en çok
korunduğu (özellikle kira bedelindeki artışın katı kurallara bağlanıp
tahliyenin güçleştirildiği) kira türü, konut ve çatılı iş yeri kiralarıdır.
Belirli süreli kira sözleşmelerinden kaynaklanan ihtiyaç nedeniyle tahliye
davalarında, 6098 sayılı Kanunun 350. maddesi uyarınca, kira sözleşmesinin sona
ermesinden itibaren bir ay içinde dava açılması gerekir. Kanunun 353. maddesi
uyarınca; kiraya veren, daha önce veya en geç davanın açılması için öngörülen
sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse, davanın bildirimi
takip eden uzayan kira yılı sonuna kadar açılması gerekir. Dava açma süresi
kamu düzenine ilişkin olup, davalı ileri sürmese bile mahkemece kendiliğinden
göz önünde bulundurulur. Süresinden önce dava açıldığında, açılan davanın
süresinden önce açılmış olması nedeniyle zamansız açılan davanın reddine karar
verilmesi gerekir. Kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, 01.09.2023
tarihinden itibaren zorunlu (dava şartı) arabuluculuk yöntemi geçerlidir. 6325
sayılı kanun 18/A maddesine göre zorunlu arabuluculuğa başvuru, uyuşmazlık
ortaya çıktıktan sonra mahkemeler nezdinde dava açılmadan önce kanuni bir ön
koşul olarak aranan dava şartıdır. Tahliye davaları da kira ilişkisinden
doğmakla, arabuluculuğa başvuru dava şartı olup, dava açılmazdan önce zorunlu
arabuluculuk yoluna başvurulmadığında dava şartının mevcut olmaması nedeniyle
davanın usulden reddine karar verilmelidir. 6325 sayılı Kanunun 1. maddesinde,
arabuluculuğun hukuk uyuşmazlıklarının çözümünde uygulanacak bir çözüm yolu
olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle arabuluculuğa başvuru için öncelikle
taraflar arasında bir hukuk uyuşmazlığının varlığı, arabuluculuğun bir ön
koşuludur. Burada sözü edilen uyuşmazlıktan anlaşılması gereken, 6325 sayılı
Kanunun 1.maddesinin ikinci fıkrasında da ifade edildiği üzere, tarafların
üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk
uyuşmazlıklarıdır. Taraflar arasında uyuşmazlık çıktığından söz edilebilmesi
için; taraflardan birinin diğer tarafa karşı bir hak iddiasında bulunması, bunu
ileri sürmesi; ancak karşı tarafın bu iddia ve talebi kabul etmemesi sonucunda
kendi aralarında anlaşamamış olmaları gerekir. Taraflar arasında henüz bir
uyuşmazlık bulunmadığı veya uyuşmazlık çıkarılamayacak olan bir dönemde sanki
tarafların arasında uyuşmazlık varmış gibi dava şartı arabuluculuğa başvuru
yapılarak anlaşmamaya ilişkin son tutanak düzenletilmesi bu arabuluculuk
başvurusunu üçüncü kişiler nezdinde müracaat edilmesi gereken formalite
niteliğinde olan bir davranış haline getirir. Günümüzde dava şartı arabuluculuk
masraflarının Adalet Bakanlığı Bütçesinden karşılanıyor olması karşısında henüz
uyuşmazlığın çıkmadığı bir dönemde formaliteden yapılacak bir dava şartı
arabuluculuğa başvuru devlet bütçesine yüklenen haksız bir harcama kalemini
oluşturacaktır. Konut ve çatılı iş yeri kiraları bakımından kiracı korunarak
TBK 'nun 354. maddesinde dava yolu ile kira sözleşmesinin sona erdirilmesine
ilişkin hükümlerin kiracı aleyhine değiştirilemeyeceği belirtilmiştir. Kiraya
verenin kiracısından ihtiyaç (gereksinim) sebebiyle kiralananı ne zaman
tahliyesini isteyebileceği ilgili hükümde belirtildiği halde bu sürelere riayet
edilmeksizin çok öncesinde sırf ileride kira süresinin bitiminden sonra
kiracının kiralananı tahliye etmeme ihtimaline binaen, bu talebin kabul
edilmeyeceği peşin fikriyle tahliye konusunda uyuşmazlık varmış gibi hareket
edilip zamanından önce başlatılan zorunlu arabuluculuk faaliyeti sonunda
düzenlenen anlaşmamaya ilişkin son tutanak ve anlaşmama belgesi ilgili kanun
kapsamında olan geçerli bir dava şartı arabuluculuk faaliyeti sonunda
düzenlendiği kabul edilemez. Öte yandan, 6098 sayılı Kanun 350/son maddesine
göre belirli süreli konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde ihtiyaç
(gereksinim) sebebiyle tahliye davalarının, sözleşme süresinin sonunda,
belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih
dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek
tarihten başlayarak açılabileceği emredici şekilde düzenlenmiş olup, bu husus
kamu düzenine ilişkindir. Belirli süreli kira sözleşmelerinde, sözleşme süresi
sona ermeden, belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere
göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak
belirlenecek tarihten önce kiraya veren kiracıdan dava yolu ile ihtiyaç
nedeniyle tahliye isteminde bulunulamayacağı halde bu süreler öncesinde
açılacak bir dava, süresinde açılmış bir dava olarak kabul edilmeyeceğine göre,
dava şartı olarak arabuluculuğa başvuruda bulunabilmek için de öncelikle
uyuşmazlığın doğması, yani kira sözleşmesinin süresinin sona ermesi ve kiraya
verenin tahliye davası yolu ile tahliye isteminde bulunma hakkının doğması
gerekir. Aksi takdirde henüz tahliye davası açma hakkı bulunmayan kiraya
verenin kira süresinin sona ermesinden çok öncesinde dava şartı arabuluculuk
başvurusunda bulunduğu durumda bu başvuru tarihi itibariyle şartlarına göre
tahliye etmeyi kabul etmeyen kiracının anlaşmamaya ilişkin son tutanağın düzenlenmesi
sonrasında sürenin sona ermesine kadar aradan geçen sürede şartlarının
değişmesiyle süre bitimi itibariyle tahliyeyi gerçekleştirdiğinde dava açma
hakkı doğmadan erken yapılan ve olumsuz olarak neticelenen dava şartı
arabuluculuk faaliyeti işlevsiz hale gelecektir. Kiraya verenin tahliye davası
açma hakkının doğduğu andan itibaren arabuluculuğa başvurusu ile arabuluculukta
geçen süre bakımından dava açma hakkının kullanım süresi bakımından bir kaybı
olmayacaktır zira dava şartı arabuluculuğa başvuru ile son anlaşmama
tutanağının düzenlenmesine kadarki geçen süre 6325 sayılı kanunun 16/2 maddesi
uyarınca zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz.
Bu durumda, 6098 sayılı Kanunun 350. maddesi uyarınca açılacak olan ihtiyaç
nedeniyle tahliye davalarının belirli süreli kira sözleşmelerinde sürenin sonunda
, belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih
dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek
tarihten başlayarak açılabileceğine göre; dava şartı olan zorunlu arabuluculuk
başvurusununda, tahliye davası açma hakkının doğumundan sonra yapılması
gerekir. Eş söyleyişle, dava açma süresi başlamadan önce yapılacak dava şartı
arabuluculuk başvurusu ile dava şartı arabuluculuk şartı yerine getirilmiş
olmayacaktır. Açıklanan sebeplerle; uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi
4. Hukuk Dairesinin 26.12.2024 tarihli ve 2024/3188 E., 2024/3486 K. sayılı
kararının gerekçesinin genel hatları ile Dairemizin yerleşmiş uygulamalarına
uygun olduğu anlaşılmakla, uyuşmazlığın yukarıda açıklandığı şekilde giderilmesi
gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. KARAR 1.6098 sayılı Kanun’un 350. maddesi
uyarınca, belirli süreli konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde sürenin
sonunda , belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre
fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek
tarihten başlayarak açılacak olan ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarında, dava
şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusunun; tahliye davası açma hakkının
doğumundan sonra diğer bir anlatımla dava açma süresi içerisinde yapılması
gerektiğine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi ile İstanbul Bölge
Adliye Mahkemesi 55. Dairesince verilen kesin nitelikteki kararlar arasındaki
görüş ve uygulama uyuşmazlığının bu şekilde giderilmesine, 2. Dosyanın Bursa
Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine, 3.
Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemelerinin hukuk dairelerine bildirilmesi
için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine, 26.05.2025
tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
“Kiralananı sonradan edinen
kişi, onu kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya
kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle
kullanma zorunluluğu varsa, edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona erdirebilir.
Kiralananı
sonradan edinen kişi, dilerse gereksinim
sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme
süresinin bitiminden başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir. (m.351).
Mülkiyeti sonradan kazanan yeni
malik gereksinim nedeniyle sözleşmeyi sona erdirebilir. Şartları: a) Yeni malik
(kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer
kişiler) konut veya işyeri gereksinimi için işyerine ihtiyaç duymalı. Bu
gereksinim, zorunlu, samimi ve gerçek olmalıdır. b) Mülkiyetin kazanıldığı
tarihten itibaren 1 ay içinde kiracıya ihtarname (hakimiyet alanına)
ulaştırmalı ve bu ihtarnamede 6 ay sonrası için kiralananın boşaltılmasını
talep etmelidir. c) Kiraya veren kiralananın boşaltılmasını sağladığı takdirde
3 yıl süre ile burayı 3.kişiye kiraya veremeyecektir. Taşınmazın yeniden inşası
ve imarı için: a) Onarım, genişletme değişiklik esaslı olmalı; b) bu sırada
taşınmazın konut veya işyeri olarak kullanılması teknik açıdan mümkün olmamalı;
c) Bu sebebe dayalı tahliye davası sözleşmenin sona ermesinden itibaren 1 ay içinde açılmalıdır. Kiralanan yeniden
inşa ve imar amacıyla boşaltılır
ise eski hali ile ve haklı sebep
olmasızın 3 yıl geçmedikçe başkasına
kiraya verilemez. Eren, 426-428.
20. Konut ve çatılı işyeri kiralarında
sözleşmenin dava yoluyla sona erdirilmesinde kiracıdan kaynaklanan sebepler
nelerdir?
“Kiracı, kiralananın teslim
edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı
belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak (Tahliye Taahhütnamesiyle) üstlendiği
hâlde boşaltmamışsa kiraya
veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle sona
erdirebilir.
Kiracı, bir yıldan kısa süreli kira
sözleşmelerinde kira süresi içinde; bir yıl ve daha uzun süreli kira
sözleşmelerinde ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira
bedelini ödemediği için kendisine yazılı olarak iki haklı ihtarda
bulunulmasına sebep olmuşsa kiraya veren, kira
süresinin ve bir yıldan uzun süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira
yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde, dava
yoluyla kira sözleşmesini sona erdirebilir.
Kiracının veya birlikte yaşadığı
eşinin aynı ilçe veya belde belediye
sınırları içinde oturmaya elverişli bir konutu bulunması durumunda kiraya
veren, kira sözleşmesinin kurulması sırasında bunu bilmiyorsa, sözleşmenin
bitiminden başlayarak bir ay içinde sözleşmeyi dava yoluyla sona erdirebilir.” (m.352).
Kiralananın kiracıya tesliminden
sonra, kiracı, kiralananı belirli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak
üstlenebilir. Şartları: a) Bu taahhüt
yazılı olarak yapılmalı; b) Boşaltma tarihini içermelidir. Yazılı şekil
geçerlilik şartıdır ancak taraflar isterler ise resmi şekil (Noterde) de
kararlaştırabilirler. Vekâletnamede yetki verilmiş ise vekil tahliye
taahhüdünde bulunabilir. Kiracılar
birden çok ise tahliye taahhüdünün kiracıların tamamı tarafından verilmesi
gerekir. Yargıtay’a göre boşaltma için belirli bir tarih değil de belirli bir
ay gösterilmiş ise buradan ayın sonu anlaşılmalıdır. Eren, 428-429.
İki haklı ihtar nedeniyle tahliye:
a) Kiracıya kira bedelini ödemediği için aynı kira yılı içinde 2 haklı ihtarda
bulunulmuş olmalı; b) İhtarlar yazılı olmalı, c) Ödenmeyen ayın kirası, miktarı
ve ödeme gereği belirtilmelidir. d) İhtarlar haklı olmalıdır. (haklı olabilmesi
için kira bedelinin muaccel ve ödenmemiş olması gerekir), e) Kira süresini
bitimini izleyen 1 ay içinde açılmalıdır. Eren, s.430-432
Kiraya Verenin TBK m.352/III’e göre
tahliye davası açabilmesi için a) Kiracının konut olarak kullandığı taşınmazın
bulunduğu il veya belediye sınırları içinde
kendisinin veya birlikte yaşadığı eşinin
bir taşınmaza sahip olması gerekir. b) Kiraya veren sözleşmeyi yaparken
kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin konut olarak oturmaya elverişli bir
yerinin olduğunu bilmemelidir; c) Kiraya veren, sözleşmenin bitiminden
itibaren 1 ay içinde tahliye davası
açmalıdır. Eren, s.432-433.
“Tahliye davaları, aynı dava
içinde birden fazla sebebe (İki haklı iktar nedeniyle tahliye ve temerrüt
nedeniyle tahliye) dayanılarak açılabilir.” 3. HD., E. 2020/2920 K. 2020/5059
T. 30.9.2020
“Tahliye taahhüdü nedeniyle tahliye davaları
6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun’un (6570 sayılı Kanun) 7.
maddenin 1. fıkrasının (a) bendinde düzenlenmekte iken 6098 sayılı Türk Borçlar
Kanunu’nun (TBK) 352. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre:
“Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı
belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği hâlde boşaltmamışsa
kiraya veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya
başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir.” Görüldüğü üzere TBK’nın
352/1. maddesinde “boşaltmayı yazılı olarak üstlenme” kavramına yer
verilmiştir. Kira sözleşmesinin yazılı tahliye taahhüdü ile sona erdirilmesi
TBK öncesinde daha çok Yargıtay kararları ile şekillenmiştir. 14. Türk Borçlar
Kanunu’nun 352. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen “kiralananın teslim
edilmesinden sonra” ifadesi, 6570 sayılı Kanun’un 7/1-a maddesinde bulunmayan
ve Yargıtay içtihatları ile şekillenip hukuken geçerli hâle gelmiş olan yazılı
tahliye taahhüdünün “kiralananın tesliminden sonra hüküm ifade edeceğine” dair
Yargıtay uygulamasının kanunlaşması hâlidir (Kanık, Hikmet: Yargıtay
Uygulamasında Kira Hukuku Davaları, Ankara 2021, s. 1289). Tahliye taahhüdü
yalnızca konut ve çatılı işyerleri kira sözleşmesine konu yerler için verilir.
Konut ve çatılı işyerleri kira sözleşmesine konu yerler dışındaki taşınmazlar
hakkında tahliye taahhüdünde bulunulamaz (Ceran, Mithat: Kira Sözleşmesi ve
Tahliye Davaları, Ankara 2019, s. 1002).” “Kira sözleşmesinin yapılması
sırasında tarihleri boş olan ve kiracı tarafından imzalanan tahliye taahhüdü
alınması durumunda, bu belgenin kiralananın teslimi öncesinde tarihlerinin boş
olarak verildiği ve anlaşmaya aykırı olarak sonradan tamamlandığına ilişkin
savunmanın kanıtlanması gerekir. Bu şekilde yani düzenleme ve boşaltma
tarihlerinin sonradan tamamlanması belgenin geçersizliğini gerekmediği gibi bu
tarihlerin anlaşmaya aykırı olarak tamamlandığına ilişkin iddia kiracı
tarafından ispatlanmalıdır (Kanık, s. 1293)” HGK., E. 2017/975 K.
2021/1108 T. 28.9.2021
“İki haklı ihtar nedeniyle tahliye davaları
6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun’un (6570 sayılı Kanun) 7.
maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde düzenlenmekte iken TBK’nın 352.
maddesinin 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre: “Kiracı, bir yıldan kısa
süreli kira sözleşmelerinde kira süresi içinde; bir yıl ve daha uzun süreli
kira sözleşmelerinde ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde
kira bedelini ödemediği için kendisine yazılı olarak iki haklı ihtarda
bulunulmasına sebep olmuşsa kiraya veren, kira süresinin ve bir yıldan uzun
süreli kiralarda ihtarların yapıldığı kira yılının bitiminden başlayarak bir ay
içinde, dava yoluyla kira sözleşmesini sona erdirebilir.” Görüldüğü üzere
TBK’nın 352/1. maddesinde “yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulmasına sebep
olma” kavramına yer verilmiştir”. “ Yapılan açıklamalar ışığında somut olay
değerlendirildiğinde; taraflar arasında 24.08.2012 başlangıç tarihli ve bir yıl
süreli kira sözleşmesi imzalanmıştır. Kira sözleşmesi ile taşınmazın aylık kira
bedelinin davalı tarafından her ayın yirmibeşinci günü davacı kiraya verenin
banka hesabına yatırılacağı kararlaştırılmıştır. Davalının 2013 yılının Haziran
ve Temmuz ayları kira bedellerini ödememesi üzerine, davacı tarafından Haziran
ayına ait kira bedeli için 10.07.2013 tarihinde Konya 6. Noterliğinin 12916
yevmiye numaralı ihtarname, Temmuz ayına ait kira bedeli için ise 02.08.2013
tarihinde Konya 6. Noterliğinin 14147 yevmiye numaralı ihtarname keşide
edilmiştir. Davalının, Haziran ayının kira bedelini 14.08.2013 tarihinde,
Temmuz ayının kira bedelini ise 26.08.2013 tarihinde ödediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda kiracının, kira bedellerini sözleşmede kararlaştırılan sürede
ödemediği, kendisine iki haklı ihtar keşide edilmesine sebebiyet verdiği ve
keşide edilen ihtarların yukarıda belirtilen şartları taşıdığı sonucuna
varılmış olup, mahkemece iki haklı ihtar nedeniyle kiracının kiralanandan
tahliyesine ilişkin direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.” HGK.,
E. 2017/1289 K. 2021/1314 T. 2.11.2021.
“17/03/2015 tarihli kira sözleşmesinin kabulü
halinde ise 17/04/2015 tarihinde verilen 17/03/2016 tarihinde tahliye
taahhüdünde bulunulan yerde aynı tarihte 17/03/2016 tarihinde yeni bir kira
sözleşmesi yapılması ve akabinde tahliye taahhüdünden takip yapılmasının hakkın
kötüye kullanılması olarak değerlendirilebileceği anlaşılmıştır” İstanbul BAM,
35. HD., E. 2017/2727 K. 2019/228 T. 5.2.2019
Arabuluculukta verilen tahliye taahhüdü geçerli midir?
TBK m.352/1 deki şartlar mevcut ise geçerlidir.
Birden fazla kiracı varsa Tahliye Taahhüdüne ilişkin
Arabuluculuk Anlaşmanın yalnızca bir kiracı tarafından imzalanması
geçerli midir?
“ İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 54. Hukuk
Dairesi, E. 2025/5343, K. 2025/3456, T. 30.12.2025 kararında kiracılar arasında
zorunlu takip ve dava arkadaşlığı bulunduğunu belirterek, yalnızca bir kiracı
tarafından imzalanan tahliye taahhüdünün hukuki sonuç doğurmayacağına,
taahhütnamenin her iki kiracı tarafından da imzalanması gerektiğine
hükmetmiştir. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/3374, K. 2025/4997, T.
20.10.2025 kararı da aynı ölçütü kurar: birlikte kiracılıkta kiracıların
tümünün birlikte taahhüdü imzalaması aranır.”[1]
Kiracı
kiralananı tahliye etmiş ise kira bedelinin tespiti için dava açılmasında /
açılmış davanın sürdürülmesinde davacının hukuki yararı var mıdır?
“Taşınmazın tespiti istenilen dönem içerisinde tahliye edilmiş
olmakla birlikte, tahliye tarihine kadar olan dönem için kira bedelinin
tespitinin istenilmesinde davacının hukuki yararı bulunmaktadır” . İstanbul BAM
54 HD 2022/2041 Esas 2024/182 Karar 25.01.2024.
21. Yazılı
olarak bildirim dava açma süresini uzatır mı? dava yolu ile sözleşmenin sona
erdirilmesine yönelik hükümler kiracı aleyhine değiştirilebilir mi?
“Kiraya veren, en geç
davanın açılması için öngörülen sürede dava
açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse, dava açma süresi bir kira yılı için uzamış sayılır.
(m.353)
“Dava yoluyla kira sözleşmesinin sona erdirilmesine ilişkin
hükümler, kiracı aleyhine değiştirilemez.” (m.354).
Konut ve çatılı işyeri
kiralarının sona erdirilmesine (tahliyesine) ilişkin davalarla ilgili hükümler
kamu düzenine ilişkin hükümler olduğu için taraflar bu konuda tahkim yoluna
başvuramaz. Bu davalarda yalnız resmi devlet yargısı görevli ve yetkilidir. Eren,
s.419.
“Uyuşmazlık, kira
ilişkisinden doğan uyuşmazlığa ilişkin tahkim yargılamasında verilen hakem
kararının iptali istemine ilişkindir”. “Tahkim,
özel hukuk alanına ilişkin uyuşmazlıkların bağımsız ve tarafsız hakemler
eliyle ve yargısal yolla çözümü demektir. Tahkimin tanımı 1086 sayılı Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) yer almazken, 6100 sayılı Hukuk
Muhakemeleri Kanun’un 412 inci maddesinin 1 inci fıkrasında “Tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya
sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların
tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması
hususunda yaptıkları anlaşmadır.” şeklinde tanımlanmıştır.
4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun
4 üncü maddesinde ise “ Tahkim
anlaşması, tarafların, sözleşmeden kaynaklansın veya kaynaklanmasın
aralarında mevcut bir hukukî ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların
tümünün veya bazılarının tahkim yoluyla çözülmesi konusunda yaptıkları
anlaşmadır.” şeklinde tanımlanmıştır”. “Uyuşmazlıkta tahkim yargılamasına
başvurulabilmesi için taraflar arasında tahkim koşulu içeren bir sözleşmenin
veya ayrı bir tahkim sözleşmesinin bulunması gerekir. Tahkim yargılamasının
temelini oluşturan tahkim sözleşmesi, taraflar arasındaki sözleşmenin bir
koşulu ya da ayrı bir sözleşme ile yazılı biçimde yapılabilir. Tahkim şartı
veya anlaşmasının geçerli olabilmesi için tarafların, tahkim iradesini
açıkladıkları tahkim şartı ya da sözleşmede tartışma ve karışıklığa neden
olmayacak biçimde açık ve kesin olarak belirtmiş olmaları zorunludur.
Taraflar sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkların tümünün tahkim yoluyla
çözülebileceğini kararlaştırabilecekleri gibi sadece bir bölümünün
tahkim yoluyla çözülebileceğini de kararlaştırabilirler”.
“Yargıtay İçtihadı
Birleştirme Genel Kurulunun 13.04.2018 tarihli ve 2016/2 Esas,
2018/4 Karar sayılı kararında “…Yargı, devletin temel fonksiyonlarından
biridir ve kural olarak taraflar arasındaki uyuşmazlıkların çözüm yeri
mahkemelerdir. Ancak özel hukuka ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde mahkemeler
yerine hakemlere başvurulması konusunda sözleşme yapılabilir veya taraflarca
bağıtlanan sözleşmelere bu yönde bir hüküm konulabilir (HMK m. 412/2). Özel
hukukun taraflara tanıdığı irade serbestisi, kendisini sözleşme yapıp yapmamak,
sözleşmenin karşı tarafını ve içeriğini belirlemek noktalarında gösterdiği gibi
taraflar arasında çıkmış ve çıkması muhtemel uyuşmazlıkları hakemler eliyle
çözmek noktasında da gösterir. Hakem kararı, devlet mahkemeleri tarafından
verilen karar gibi bağlayıcıdır. Bu hâliyle tahkim, alternatif uyuşmazlık çözüm
yollarından biridir…” şeklinde belirtildiği üzere hakem kararları bağlayıcı
ve kesindir. Uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözülebilmesi için; tarafların
uyuşmazlığın tahkim yolu ile çözümleneceği konusunda anlaşmış olmaları
yanında uyuşmazlığın tahkime elverişli olması gerekir. Milli tahkime
elverişlilik 6100 sayılı Kanun’un 408 inci maddesinde “Taşınmaz
mallar üzerindeki ayni haklardan veya iki
tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar tahkime
elverişli değildir.” şeklinde düzenlenmiştir. Tahkime
elverişlilik, kamu düzenini ilgilendiren bir kavramdır. Uyuşmazlığın
tahkime elverişli olup olmadığının kendiliğinden dikkate alınması gerektiği
gibi HMK 'nun m.439/2-g uyarınca iptal sebebi olarak kabul edilmiştir.
Kira sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların
tahkime elverişliliğini açıkça engelleyen kanuni bir düzenleme yoktur. Bu türden
uyuşmazlıkların tahkime elverişli olup olmadığının tayininde, uyuşmazlık konusu
olan işin taraf iradelerine tabi olup
olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Kira ilişkisinden kaynaklanan
uyuşmazlıklarda kiraya veren ve kiracı iradelerine tabi olmayan kamu düzenine
ilişkin olan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar tahkime elverişli olarak kabul
edilmez. (Doğan Ağırman; Milli &Milletlerarası Tahkim, Ankara 20022, s.189)
Bu nedenle öncelikle kira sözleşmelerinin niteliği ve türlerine göre kira
ilişkisinde ortaya çıkabilecek uyuşmazlık konusunun kiracı ve kiraya veren
iradelerine tabi işlerden olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
Kira sözleşmesi,
kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanılmasıyla birlikte ondan
yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan
kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Kira sözleşmeleri 6098 sayılı
Türk Borçlar Kanunu’nda, adi kira, konut ve çatılı işyeri kiraları ve ürün
kirası olarak üç bölüm halinde düzenlemiştir. Kira sözleşmelerinden doğan
haklar, şahsi hak niteliğindedir. Genel
olarak kanuni düzenlemelerde kira türlerine göre farklılık göstermekle beraber kiracı
zayıf taraf kabul edilerek korunmuştur.
Ancak bu korunmanın derecesi tüm kira türleri için aynı değildir.
Genel hükümlere
tabi (adi kira) kiralar; kira sözleşmesinin temel unsurlarını
oluşturan, başka özel düzenleme kapsamında olmayan en geniş kapsamlı kira
sözleşmeleridir. Bu sözleşmelerin konusu daha çok, gelir getirmeyen, konut
ve çatılı iş yeri niteliğinde olmayan taşınmazlar ile taşınır veya haklar
oluşturmaktadır.
Konut ve çatılı
işyeri kiralarına ilişkin hükümler; kiralananın her türlü
konut ve çatılı iş yeri olduğu, taşınmaz kira sözleşmelerinde uygulanmaktadır.
Kiralanan taşınmazın hem açık hem de kapalı alanı bulunduğunda ise kiralananın
galip vasfının tespiti yapılarak uygulanacak hükümlerin belirlenmesi
gerekir. Kiracının en çok korunduğu (özellikle kira bedelindeki artışın katı
kurallara bağlanıp tahliyenin güçleştirildiği ) kira türü konut ve çatılı iş
yeri kiralarıdır.
Ürün kirası ise
ürün veren, gelir getiren bir malın veya hakkın kullanılması yanında
semelerinden yararlanılmasının kiraya veren tarafından kiracıya devredildiği
sözleşmedir. Ürün kirasının konusunu taşınır veya taşınmaz mallar
oluşturabileceği gibi kullanılmaya veya yararlanılmaya elverişli olan haklar
da oluşturabilir. Kira sözleşmesinde kira bedeli olarak işletmeden pay
verilmesinin kararlaştırılması veya kiralananın tüm demirbaşlar ve
mefruşatlarıyla kiralanması tek başına bu sözleşmenin ürün kirası olduğunu
göstermez. Ürün kiralarında kira bedeli para olarak kararlaştırılabileceği gibi
kiralanandan elde edilen ürünün belli bir payı ( iştiraklı kirada olduğu gibi )
da olabilir.
6098 sayılı Kanun’da, özellikle konut ve
çatılı iş yeri kiralarında, kiracıların korunmasına
ilişkin hükümler bulunmaktadır. Konut ve çatılı iş yeri
kirası sözleşmeleri çerçevesinde, kiracının korunduğu hükümlere, Kanun’un
özellikle 340, 343, 344, 345 ve 346 ncı madde düzenlemelerinde rastlanmaktadır.
Konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde kiracıyı korumaya yönelik en katı
düzenleme kira belirlemesine ilişkin TBK m.344 ' deki ilk yıl sonrası kira
dönemleri kira bedelinin belirleme usul ve yöntemleriyle ilgili hükümdür. Özellikle
adi kira ve ürün kirasında tarafların sözleşmede kiralama süresince ileriki
kira dönemlerinde kira artışının nasıl belirleneceğine ilişkin sözleşmede
belirledikleri şartlar ve kriterler (irade fesadı halleri hariç) geçerli olup
tarafları bağlar. Bu kira türlerinde ileriki kira dönemlerine ilişkin kira
tutarı veya kira alacağı konusunda taraflar arasında ihtilaf çıktığında
mahkemece sözleşme hükümlerine göre inceleme yapılarak dava türüne göre
(alacak, menfi tespit, itirazın iptali vs) hükme bağlanır.
Hal bu ki yenilenen veya uzun süreli olan
kira sözleşmesinin konut ve çatılı işyeri kirası olduğunda ise ilk yıl sonrası kira dönemleri için
kira belirlemesinde artış oran ve kriterleri sözleşmede taraflarca
belirlenebilirse de sözleşmede belirlenen artış oranı TBK m. 344 de ki emredici düzenlemeye göre 01.01.2019 öncesinde "üretici
fiyat endeksindeki artış oranı" bu tarih sonrasında ise " bir
önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre
değişim oranı" ndan daha yüksek olamaz. Kiracı tarafından bu sınır
artış oranından daha yüksek olarak sözleşmede belirlenen artışa göre yapılan
kira alacağı talebi kiracı tarafından kabul edilmediğinde veya kira tespiti
talebinde bulunulduğunda sözleşmedeki artış oranı değil kanuni düzenlemedeki
artış oranı uygulanır. Bu konuda TBK m.344 düzenlemesinin uygulamasını
bir süreliğine bazı kira sözleşmeleri bakımından erteleme getiren 6217 sayılı
kanunun Geçici 2 nci maddesindeki düzenleme de gözden uzak tutulmamalıdır.
Kira bedelinin
tespiti davaları; Anayasa Mahkemesinin, kira sözleşmesinin
düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları
Hakkında Kanun (6570 sayılı Kanun)’un 2 ve 3 üncü maddelerinin iptaline ilişkin
kararının 26.09.1963 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte yasada
doğan boşluğun doldurulması için Yargıtay içtihatları ile getirilmiştir.
Kira bedelinin tespiti davalarının konusunu 6570
sayılı Kanun kapsamına giren taşınmaz mallar oluşturur ve bu dava
6570 sayılı Kanun’un uygulandığı yerler ve taşınmazlar için söz konusudur. 01.07.2012 tarihinde
yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nu
ile konut ve çatılı iş yeri kiraları için kira bedelinin tespitine ilişkin usul
ve kriterler 343 vd. Maddelerinde düzenlenmiştir. Özellikle kira artış
oranına üst sınır getiren söz konusu TBK 'nun 344. Madde hükmü konut ve
çatılı işyeri kiralarına ilişkin kira sözleşmelerinde emredici niteliği ile
uygulanmaktadır. Konut ve çatılı iş yeri
kiralarında yeni dönem kirası için artış oranı belirlemede taraflar tamamen
serbest değildir. Bu özelliği nedeniyle konut ve çatılı iş yeri kira
ilişkisinden kaynaklanan kira
tespiti uyuşmazlıkları tahkime elverişlilik
kriteri taşımaz. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 02.12.2004 T. E.
2004/13018 , K. 2004/13409 gibi ) Aynı şekilde TBK m. 347/son ve m. 354 'deki
düzenlemelere göre konut ve çatılı işyeri
kiralarında fesih ve tahliye sebepleri sınırlı sayıda ve emredici usule tabi olarak
düzenlenmekle bu
uyuşmazlıklarında tahkime elverişli olmadığı kabul edilir. (Ağırman, s.189)
Ancak konut ve
çatılı iş yeri kiralarında kira alacağının tahsili ile tazminat
talepli uyuşmazlık konularının taraf
iradelerine tabi olan işlerden kabul edildiğinden tahkime elverişli olduğu
kabul edilir (Yargıtay 3. Hukuk
Dairesinin 09.01.2024 T. 2023/5108 E., 2024/75 K gibi). Diğer kira türleri
bakımından elverişlilik değerlendirilmesinde uyuşmazlık konusu işin taraf iradelerine tabi olup olmadığı dikkate alınarak sonuca ulaşılacaktır.
Bu nedenle öncelikle yargılama konusunu
oluşturan kira ilişkisinden kaynaklanan anlaşmazlığın tahkime elverişli olup
olmadığı belirlenmelidir. Uzun süreli olan kira sözleşmesinde müteakip kira
yılları için kira bedeli artış oranı kararlaştırılması, artış oranının
kararlaştırılmasında tarafların iradesinin geçerli olup olmadığı ile geçerli
olduğunda nasıl uygulanacağı kira türleri bakımından farklılık arz etmektedir.
Uzun süreli kira sözleşmesinin, adi kira veya
ürün kirasına ilişkin olduğunun belirlenmesi
halinde, anlaşmazlık konusu olan kira dönemi kira bedelinin sözleşme
hükümlerine göre belirleneceği ve bu konuda sözleşmede düzenleme yapmanın taraf
iradelerine bağlı olduğu açık olup bu yönde aksi bir düzenleme bulunmadığından tahkim yargılamasına elverişli olarak
kabul edilmelidir.
Kiralananın çatılı
iş yeri vasfında olduğunun anlaşılması halinde ise kira artış oranının belirlenmesinde taraf
iradeleri tam olarak geçerli olmadığından öncelikle uyuşmazlık konusu dönem
için ödenecek artışlı kira bedeli sözleşmede tarafların kararlaştırdıkları
artış oranı ilgili kanuni düzenlemedeki ( TBK m.344 ve 6217 sayılı kanunun
geçici 2. Maddesi gibi ) artış oranlarından yüksek olmadığında geçerli
olduğu , yüksek olduğunda ise kanundaki artış oranına göre artışlı kira bedeli
belirlenip talebe konu dönem için fazla ödemenin olup olmadığı konusunda
bir sonuca ulaşılacaktır. Sonuç olarak konut ve çatılı işyeri kiralarında kira
bedelinin tespiti davaları kamu düzeni ile ilgilidir.
Kira tespitinde 18.11.1964 tarihli 2/4 E.,K. sayılı ve 21.11.1966 tarihli ve
19/10 E.,K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme
kararları ile, belirli süreli
kira sözleşmelerinin uzayan kira dönemi için kira bedellerinin
belirlenmesinde esas yönünden mahkemelerce dikkate alınacak kriterler ve dava
açılmasında uyulacak usul kuralları belirlenmiş, ayrıca 21.11.1966 tarihli
ve 19/10 E.K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı ile kira tespit
davası açılması halinde hangi dönemden itibaren
tespitin istenebileceği hususu karara bağlanmıştır. Yine 6098
sayılı Kanun’un 344 üncü maddesinde; artış oranına
sınır getirilmiş olup kira tespitinde tarafların serbest tasarruf yetkisi kısıtlanmıştır. Dolayısıyla
tahkim yargılamasına konu edilen dönem itibariyle ödenmesi gereken kiranın
belirlenerek fazla ödeme yapılıp yapılmadığı belirleneceğine göre
uyuşmazlıkta öncelikle tahkim yargılamasının mümkün olup olmadığının tespiti
açısından uyuşmazlığa konu kira türü belirlemesi yapılmalı, kira
sözleşme türüne göre kiralama konut ve çatılı işyeri kirası olduğunda bu
kira türüne ilişkin kira tespitindeki emredici kanuni düzenlemeler dikkate
alınıp davaya konu tahkim kararının iptali
hususu HMK m. 408/1 ve m. 439/ 2-g uyarınca değerlendirilmelidir. Kiralama
diğer kira türlerine ilişkin olduğunda ise uyuşmazlığın tahkim yargılamasına
elverişli olduğu kabul edilmelidir. Hal böyle olunca, Bölge Adliye
Mahkemesince; yukarıda açıklandığı üzere öncelikle kiralananın vasfı tespit
edilerek buna göre kira türü belirlenip uyuşmazlığın tahkime elverişli olup
olmadığının değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken
yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup,
bozmayı gerektirmiştir”. Y.3. HD., E. 2023/4108 K. 2024/2037 T.
26.6.2024
“Somut uyuşmazlıkta kira türünün Çatılı işyeri kirası olup konut ve
çatılı iş yeri kiraları bakımından yeni dönem için kira bedelinin belirlenmesi
(tespiti) konusunun kiracı lehine emredici hükümle düzenlendiğinden bu
düzenlemenin kamu düzeni ile ilgili olduğu, 6098 sayılı Kanun’un 344.
maddesinde yeni kira döneminde geçerli olacak kira artışının belirlenmesinde
dikkate alınması gereken kriterler ile artış oranına sınır getirilmek suretiyle
kira tespitinde tarafların uyuşmazlık öncesinde serbest tasarruf yetkisinin
kısıtlandığı, anılan 344. madde uyarınca kira bedelinin belirlenmesi
(tespiti) ne ilişkin uyuşmazlığın tahkime
elverişli olmadığı anlaşılmakla”
3. HD., E. 2025/893 K. 2025/3205 T. 10.6.2025
İşyerleri
kirası net mi brüt mü tespit edilmelidir.
“Kiralananın iş yeri vasfında olması sebebiyle brüt kira bedeline
hükmedilmesi gerekirken, net kira bedeline hükmedilmesi de hatalıdır”. İstanbul
BAM 35 HD 2022/1891 Esas 2023/1896 Karar 17.10.2023
Konutlarda
kira bedeli net mi brüt mü tespit edilmelidir?
“Kiralananın ise konut olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla,
ödemeler net kira bedeli kriterine göre gerçekleştirildiğinden, Mahkemece brüt
kira bedeline hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olduğu” İstanbul BAM 35 HD
2022/394 Esas 2022/967 Karar 05.04.2022